sced487











bu hafta nihayet bir sevinçle ağaç evin bahçesine kostuk ve ipten sekiller yaptık…tabii ortaya cıkan sekillerin ne kadar istenen şekillere benzediği tartışılır bence..

hocamız  her ne kadar yer kısıtlamasından dolayı bizi iki gruba ayırmıs olsa da ve rekabet ortamı olmasın diye farklı şekller söylemiş olsa da…

Yinede içimden bi ses “bizim ki daha güzel olmalı onlardan daha iyi yapmalıyız “diyip durdu.. bi türlü susturamadım. Ben mi fesatım yoksa yaşadığımız, büyüdümüz çevreden, sistemden mi geliyo onu çözemedim hala…

Neyse gelelim oyunumuza…. geçen hafta da dediğim dediğim gibi oyun ciddi bir organizsyon işidir… bunu bu hafta birkez daha gördük…bir de aramızda ne kadar çok lider olduğunu gördük…ama bir gruba bir lider yeterliydi. biz  fazlası göz çıkarmaz die düşündük galiba:)  ama gördük ki liderin fazla göz çıkarıyo:)  hatta bir kaosa bile yol acabilirdi… allahtan bu kadar ciddi boyutlar ulaşmadı..

Bir de ben gözüm kapalı iken arkamda ki vadiciğe doğru yuvarlanacağımı hissettiğim içi rahat hareket edemedim; o yüzden de ağac evin hemen önünde duran arkadaşlarımızı kıskanmadım desem yaln olur:) bu arada kura ile grupları belirleyelim diyen arkadası tebrik etmek istiyorum.. bence iyi oldu tanımadığım insanlarla bir proje yapma fikri açıkcası bana daha caip geldi.. sanki yeni tanıstığım insanlara karsı daha fala sorumluluk hissedip daha çok kendimi yeni birseyler bulmak için zorlayacağımı düşünüyorm..

Bu arada başkasının projesini benim tasarlayacak olmam da beni tedirgin ediyor açıkçası.. ama bunun bize daha organize bir sekilde nasıl çalışılacağını öğreteceğini düşünüyorum.. bir de aklımın ucundan bile geçmeyen bir konuda fikir yürütüp oyun tasarlamak faydalı olabilir diye düşünüyorum.

 Aslında her grup bir değil iki proje yapıyor.. Hocamız sanırım bizi çaktırmadan usul usul kandırdı:)



ewet geçen hafta ne güzel dişari çıkıp acık alanda oytun oynayacağız die sevinirken yağan yağmurla bizimde hayeller suya düştü….

ama gecen hafta sınıf içi oyunlarda oldukça başarılıdıydı die düşünüyorum…

bence bu oyunlarda amaç insaların liderlik ve yaratıcılık vasıflarını geliştirmekti. ilk oyunda liderler öğretmenimiz tarafından belirlenmiş ve böylece arkadaslarımız gönülsüz de olsa liderlik vasfını kabul etmişlerdi… ilk hareketler sönük sıradan hareketler olsada, arkadaşlarımız başlarda tutuk olsalarda bes dakika içinde hareketler çeşitlendi, arkadaşlarımız daha rahat hareket etmeye başladı… daha sonra ise gönüllülerimiz ortaya çıktı çokta güzel hareketler yaptılar ve bizler yaptırdılar…

gecen cuma birkez daha gördüm ki oyun deyip gecmemek lazım… oyun ciddi oragnize bir olaydır, iyi tasarlanmamış oyuncuları güzel organize olamamaış oyunlar malesef başarısızlıkla sonuçlanıyor ve ortaya keyifsiz bir şey çıkıor. ama oyun ciddiye alındığı oyundaki herkes verilen görevi yerine getirdiği zaman bence oyundan keyif almamak imkansız… bence oyunlar sadece çocuklar için değil hepimiz için gerekli olan birsey… biraz hayatın stresinden kurtulup gülümsemek için arkadalarla oynanmış güzel bir oyun.. ama oyunlarda herzaman eglence amaç midir yoksa arac mıdır?

ewet bence oyunlar eğlendirici olduğu kadar öğretici ve destekleyicidir de… bir grubun bir parcası olmayı, koyulmus kurallara uymaya başkalarının haklarına saygı duymayı öğretir ( hepimiz biliriz ki kurallara uymayan başkasının sırasını kapmaya calışan çoçuk belki de o insanlarla son oyununu oynuyordur:) ) ve suanda aklıma gelmeyen birçokseyi öğrenebiliriz oyunlardan… peki destekleyicilik kısmı nerde? bence oda yaratıcılık girikenlik liderlik kısımlarında oyun gerçekten teşvik edici ve destekleyicidir…

herkes oynadiği oyun içinde söz sahibi olmak fikirlerinin oyun içinde kullanılmasını ister, o yüzden de en çekingen utangaç bir çocuk bile zamanla fikilerini söylemeye kendi yaratıcılığını ortaya koymaya başlayacaktır … çünkü görecektir herkes birseyler söylüyor bireyler deneniyor oyun içinde, peki yeni denenecek fikir yada oyun neden onun ki olmasın….

dediğim gibi oyun deyip geçememk gerekir. oyun bir insanın sosyal gelişimindeki en önemli etkenlerdi bence…



{March 15, 2007}   GELECEĞİN İNŞASI

    Öğretmenlik mesleği dendiğinde, ilk aklıma gelen büyük bir proje müdürü oluyor. Öğretmenlerin bütün günlerini hatta sosyal yaşamlarında bile zamanlarını  geleceği oluşturacak olan bireyler için harcadığını düşünürsek, sanırım çok abartılı bir tanım yapmamış oluyorum. hemen hemen hepimiz günlük gazete okuyoruz.  3. sayfa haberlerini okurken ya da devleti yönetenlerin vurgun haberlerini duyduğumuzda belkide hepimiz aynı kalıplaşmış cümleyi “EĞİTİM ŞART” cümlesini içimizden geçiriyoruz. Dahası günlük yaşantımızda bu cümleyi o kadar çok kullanmamıza rağmen öğretmenlik mesleğinin öneminin büyüklüğünü bir türlü kavrayamıyoruz.



{February 28, 2007}   sced 487 ilk ders

ilk ders sced 487

Merhaba hocam;

Benim bu okulda onuncu dönemim ve ilk defa bir derse girmek için sabırsızlanıyorum. Çünkü iki buçuk saat boyunca gerçekten dersten sıkılmadım ve sürekli dersi takip ettim… tabii ki dersi sabırsızlıkla beklememim tek nedeni dersin eğlenceli olması değil, bunun yanında öğrencilerin dikatlerini nasıl uyanık tutabileceğimizi  ve dersi hem eğlenceli hem öğretici bir hale nasıl getirebilceğimizi öğrenecğimiz için de derse severek geleceğim… Çünkü ben bunun öğretmenlerin en çok zorlandıkları konulardan biri olduğu düşünüyorm….

İlk derste sizin oynattığınız oyunlar sayesinde sınıf içerisinde öğrenciler arasında bir sıcaklık olustu ve bunun hemen ilk dersten sağlanabilmesi gercekten çok güzel ve sizden gercekten pratikte çok işimize yarayacak seyler öğrenebileceğimizi düşünüyorum…



{February 26, 2007}   Hello world!

Eveeeeet!!!

Yoğun gecen bir haftanın ardından [birde sınavdan  çıktım az önce ) gecen hafta neler yaptığımızı hatırlamaya çalısıyorum…  hafızası zayıf bir insan olarak çok da zorlandığım söylenemez hatırlamakta… nede olsa sced 487 bu dönem beni en çok rahatlatan ve eğlendiren ders…

Evet evet, hatırladım; gecen ders ben origamiden ne anlarım daha uçak bile yapamam ne sekili vericem diye yanımdaki arkadaşıma ağlarken birden kendimi bir ressam edasıyla kağıttan sergimizi gezerken buldum… sonra da yazar oldum…kendimi çoooooooooook  önemli hissettim çok… sonra düşündüm de birazcık yaratıcılıgımızı kullanmak kendimize ait (grupcak da olabilir) birseyler ortaya çıkarmak ne kadar da güzelmiş.. ne kadar insanın hayalgücünü ve güvenini güçlendiriyormuş… büyüdükçe onları daha mı az kullanıyoruz ? mükemmeliyetci bir zihniyetle mi yetişiyoruz?.. artık kendine özgü birseyler yapmak insanları bu kadar mı korkutuyor..( derste acaip panik olmustum,kimse ne yaptığımı analmıyacak kimse yorum yapmacak benim eserime die… doğrusu da öyle oldu:) kimse benim eserimle ilgilenmedi üzüldüm mü? hayır; amaç beğenilmek değil eğlenmekdi.. yine de bir en azından biriniz birşey yazsaydı:(( … ) bugün yorgunluktan mı yoksa başka bahanelerden mi bilmiyorum ama biraz konuyu dağıtıp saçmalam a pozisyonuna girdim sanırım. hemen kaldığım yerden devam edecek olursam; sanırım bizim birseylerden uzak  durmasının sebebi sanırım çok fazla rezil olursam düşüncesi galiba..

çocukken minik  beyinlerde böyle bir düşünce olmadığı için ne kadar  yaratıcılardır, değil mi?

o zaman ben öğretmen olunca çocuklarımın hayalgüçlerinin  ölmemesi ve gelişmesi için elimden geleni yapmak istiyorum… bu  konuda gözümü acıp beni  düşünmeye sevkettiğiniz için sınıf arkadaşlarıma ve hocamıza burdan tesekkür ederim….

geleceğin sanatçılarını ve bitmek tükenmez hayalgüçleri ile bizi sürekli şaşırtacak insanlar yetistirmek için kendimi  yetiştirmeye başlıorum:))



et cetera